20 Aralık 2007 Perşembe



Tohum saç, bitmezse toprak utansın!


Hedefe varmayan mızrak utansın!





Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!


Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!




Eski çınar şimdi noel ağacı; Dallarda iğreti yaprak utansın!


Ustada kalırsa bu öksüz yapı, Onu sürdürmeyen çırak utansın!





Ölümden ilerde varış dediğin, Geride ne varsa bırak utansın!


Ey binbir tanede solmayan tek renk; Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

DÖRT KÜÇÜK YÜREK


Dört minik yüreğin anılarıydı bunlar.Ellerini hiç bırakmayacakmışçasına sımsıkı tutmuş dört minik el...Gözlerinde kendi gözlerini gören dört küçük göz...Dünyanın tüm kötülüklerinden soyutlanmış dört küçük dünya...Kendi imparatorluğunda yaşanmışlığın hikayeleri...Beraber ağlayan beraber gülen dört sıkı dost..Songül,Nazlı,Elif ve Fatma..Aynı apartmanda farklı ailelerin ,farklı kültürlerin yetirştirdiği minik bedenler...Sahil kasabasından bakardık hayata.Bizim için çok büyüktü koca şehirler.Biz bir fanustaydık ,ordan seyrediyorduk hayatı.Biz birbirimize yetiyorduk,boşvermiştik gerisini...Sahil bizim için vardı.Biz yeşilliklerinde koşalım,martılarına ekmek atalım diye...Kar yağardı sahil kasabamıza,beyaz örtü örterdi etrafı;bizim kalbimizin örtüsü hep beyazdı zaten...Kar toplarını sıkıştırırken atmak için;aslında hayallerimizi,umutlarımızıda onun arasına sıkıştırırmışız ve birbirimize ıska geçermişiz...Birimizin bisikleti olmuştu sonunda.Binme sırası uzun sürse de ,arkasından koşmak da eğlendiridi bizi.Biz aslında hayallerimizin arkasından koşuyormuşuz...Düşsekte acımazdı hiç bir yaramız,çünkü birbirimizin yarasını dindirecek dört minik yürektik biz.Kocaman dört yürek...Yan bahçede tabaklarımız ,kaşıklarımız her daim seriliydi.Biz orda da kendimize küçük bir dünya kurmuştuk.Çamurdan yemekler,sudan içecekler vardı bizim dünyamızda.Evcilikmiydi bunun adı...Demek ki geleceğe oynuyormuşuz biz...Gelecekte bizi bekleyenlere...Akşam ezanından sonra yerin kapıları kilitlenir derdi annelerimiz hadi eve gelin.Ama bizim kapılarımız hep açıktı.Hiç bitmezdi yakan topumuz,hiç yakmazdı bizi...Biz topu birbirimize her attığımızda düşlerimizi de serpermişiz yol boylarına...Mahallenin kaldırımlarında otururduk.Bir çarpraz çizgi ve akabinde konulan üç taş ve onun yolunu tıkayan üç taş daha...Ama biz birbirimizin yolunu tıkamazdık asla...Apartmanın önündeki dut ağacının altında yeşerdi düşlerimiz.O yapraklarını dökse de kışın,bizim düşlerimiz hep yeşil kalırdı...Hep büyümenin hayalleri vardı zihnimizde...Ah bir büyüsek...Çok farklı olacaktı sanki hayat...Halbuki bilmeliydik ki ;bedenimiz ,zihnimiz büyüdükçe hayallerimiz küçülüyormuş.Küçük ellerin,küçük zihnin pencereleri daha farklı bakıyormuş hayata...Şuan dört küçük dostun herbiri ,hayatın farklı yerlere savurduğu dört yetişkin genç artık.Mekanlar farklı olsa da paylaşılan değerler unutulmuyormuş.Keşke bir an ellerim ,ayaklarım küçülüp o günlere geri dönebilsem.Bir an o minik gözlerle bakabilsem hayata...O uçsuz bucaksız hayalleri tekrar kurabilsem...O minik ellerimle ,hiç bırakmayakmışçasına bir kere daha tutsam doslarımın ellerinden...

BİR DOST

Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... "Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;"Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.Kucaklamalı seni güvenli kolları,...dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...


CAN DÜNDAR